19 MAYIS VE SPOR

Doç.Dr.Şükrü Bingöl
Doç.Dr.Şükrü Bingöl

Spor Din İlişkisi 

İsmailağa Tarikatı’ndan ‘Arda Güler’ açıklaması:

“Real Madrid formasında haç var. Müslüman olan o formayı giyemez.”

Spor, ulaşılması zor bir hedefe ulaşmak için topyekun bir çabayı içerir. Bu nedenle, manevi arayış ya da yaşamın çoğu zaman ulaşılması zor hedefleri için uygun bir metafordur. 

spor, ayrıştırmak yerine birleştiren sembolik bir sistemdir.Spesifik teolojik meseleleri değil, kapsayıcı sembolik temaları ele alır. Tanrı'nın doğasıyla değil, insanın doğasıyla ilgilenir.

Modern anlamda spor, insanların birbirleriyle olan ilişkileriyle ilgilenen dünyevi bir uğraş olarak görülmektedir. Aslında, spor ve din birkaç düzeyde yakından ilişkilidir:

Tarihsel olarak birçok spor, dini bayramların bir parçası olarak gelişmiştir;

Spor genellikle dini çaba için bir metafor olarak kullanılır;

Spor etkinlikleri, dini bayramlardakine benzer şekilde tutkulu bağlılığı çağrıştırır;

Din ve spor, maddi olmayan başarılar veya deneyimler lehine sınırlı kişisel arzuların aşılması ve grubun iyiliği için işbirliği ve kişisel fedakarlığın vurgulanması dahil benzer değerleri ve hedefleri vurgulayan sembolik sistemlerdir;

Hem din hem de spor, mesajlarını güçlü semboller aracılığıyla iletir.

Dagakasa ve ark. (2011), daha kucaklayıcı bir spor politikasının Müslüman kızların dahil edilmesine izin vereceğini savundu.

programlarındaki dini çeşitliliğe karşı duyarsızlıkları nedeniyle spora ciddi bir şekilde katılma cesareti kırılabilir.

Okullar gibi gayri resmi ortamlarda, dini inançların ve uygulamaların öğrencilerin sporu nasıl gördükleri ve sporla ilgilendikleri üzerindeki etkisi doğru bir şekilde anlaşıldıktan sonra, uygun müdahale stratejileri üstlenilebilir. Bu stratejiler beden eğitimi öğretmenlerine, velilere ve en önemlisi öğrencilere yardımcı olabilir.

Yerel dini kuruluşlar ayrıca genç ve yaşlı takipçilerini spor ve fiziksel faaliyetlere katılmaya teşvik etmek için daha fazla çaba sarf etmelidir. Bu tür faaliyetler sadece kişisel olarak değil, toplu olarak da dini grupların üyeleriyle daha fazla bağlantı kurabilmeleri için bir araç olabilir. Rekabet ve kazanmak ne kadar önemliyse, spor da dini kurumların üyelerine önemli hayat dersleri vermesi için iyi bir araç olabilir.

Bazı spor yöneticilerinin dinin kendilerinin işi olmadığını iddia etmeleri şaşırtıcı olmasa da, birçok uluslararası yönetim organı sporcuların dini farklılıklarını anlayacak önlemler benimsiyor. Bunun mükemmel bir örneği, FIFA'nın oyuncular tarafından dini başörtüsü takılmasına izin verme kararıdır. Böyle bir hareket sadece dini inançlardaki farklılığı tanımakla kalmaz, aynı zamanda daha fazla insanın futbola katılması için öne çıkmasının da önünü açar.

Din, sosyal sınıf, aile, okul ve toplum gibi diğer değişkenlerle birleştiğinde, spor ve fiziksel faaliyetlere katılımın düzeyi ve kapsamı üzerinde etkilidir. Bu nedenle, çeşitli spor otoriteleri ve araştırmacıları, toplumun genel yararına en iyi şekilde hizmet edebileceğinden, din ve spor arasındaki bağlantı hakkında daha derin bir anlayış kazanmaya başlamalıdır.

Seçkin sporcular için sosyal yardım çalışanları da var. Bu önemli bir zorluktur. Christians in Sport'tan Jonny Reid şöyle açıkladı: "Yapmaya çalıştığımız şey, sporcuların sporla inançları arasında bağlantı kurmasına yardımcı olmak. Ayrıca takım arkadaşlarıyla İsa hakkında konuşmaları için onları donatmaya çalışıyoruz. Covid, Zoom'da akran grubu toplantılarının yapılmasına izin vermesiyle bir şekilde yardımcı oldu. Yani İncil'i okumak ve birlikte dua etmek için Zoom'da bir araya gelen 30 koçumuz ve belki de 25 seçkin oyuncumuz olurdu. Ayrıca bu insanların kendi bölgelerindeki kiliselerle bağlantı kurmalarına da yardımcı oluyoruz.” 

Spor ve din arasındaki ilişkinin hem devam ettiğini hem de geliştiğini hatırlatıyorum.

19 MAYIS VE SPOR
19-05-2023

19 Mayıs ve Spor

19 Mayıs 1919 tarihinin 102. Yıldönümünü idrak ediyoruz.

Atatürk’ün, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a attığı o ilk adım, demokrasiye, özgürlüğe ve cumhuriyete atılan en büyük adımdır.

Toplumların ortak olarak kabul ettiği dini ya da milli bir takım özel günler vardır. Tören, şenlik, ayin, karnaval, kutlama, bayram, milli bayram, festival vb şekillerde adlandırılan bu özel günler, toplumların inanç sistemlerinden ve uluslaşma süreçleri içinde yaşadıkları tarihi olaylardan, ortak yaşantılarından, geleneklerinden ve göreneklerinden ortaya çıkmıştır.

Bu özel günlerden biri olan ve toplumların uluslaşma ve ulus devletlerini kurma süreci içinde ortaya çıkan milli günler ve bayramlar, milletlerin ortak bir takım amaçlar etrafında bütünleşmesini, ortak inançlar ve değerler geliştirmesini sağlar.

Toplumların önem verdikleri bir olayın yıldönümünde çeşitli etkinliklerle bu olayı hatırlayıp kutladığı veya andığı günler o toplumların bütün fertleri tarafından benimsenen ve halkın tüm imkânlarıyla katıldığı ortak faaliyetlerdir.

Türklerde de bu tür kutlama ve anma faaliyetleri Batılı toplumlarda olduğu gibi dini veya milli bir inanıştan, toplumun ortak hatıralarından, geleneklerinden ve tabiatından doğmuştur. Türklerde bu ortak kutlama günlerini ifade eden genel kavram bugün için bayram kavramı ile ifade bulmaktadır.

Bir milli mücadele hareketiyle, ulus- devlet olarak kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti'nde de kutlanan çeşitli bayramlar vardır. Bu özel günler, işgale uğrayan yurdu kurtarmak amacıyla yapılan Milli Mücadele Dönemi'nin olaylarını ve yeni bir kimlikle kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşanan değişim sürecini simgeleyen olaylardan esinlenilerek oluşturulmuştur. Nitekim kutlanmak veya anılmak üzere kabul edilen bayramların özünde vurgulanan mesajlar incelendiğinde bunların bağımsızlık, milli egemenlik, çağdaşlık, millet ve devlet sevgisi ile devlete bağlılık gibi kavramlarını içerdiğini görmek mümkündür.

Aslında 19 Mayıs bir sonuç değil, bir başlangıçtı. Ya istiklal ya ölüm parolasıyla yorgun ve yoksul bir halkı ayağa kaldırdı.

19 Mayıs 1919 Samsun; Milli Mücadelenin başladığı Türkiye Cumhuriyetinin temelinin atıldığı İzmir’de Türk’ün bağrına saplanan hançerin çıkarılıp Türk’ün kurtuluş bayrağının dikildiği tarih ve yerdir.

Kurtuluş Savaşı; sözde değil, özde kefenle yola çıkanların öyküsüdür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Atatürk, 15 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile “Karadeniz’e' diye verdiği emirle bir milletin talihini değiştirmişti.  Ulu Önderimiz, belki o gün Türk ulusunun kaderini değiştirdiğini bilmiyordu ama, bitkin ve bitap düşmüş bir milleti şaha kaldıracağına olan inancı tamdı.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde de belirtildiği gibi, cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişti. İşgalci ülkeler yurdumuzun her köşesini kuşatmıştı. Hal böyle iken, bazı kendini bilmezler mandacılık sevdasıyla tutuşuyor, hainlerle işbirliği yaparak Türk milletinin kuyusunu kazıyorlardı.

Vatan toprakları yarı sömürge durumundayken. Türk evladının elinde, yüreğindeki vatan sevgisi ve iman gücü dışında hiçbir şeyi yoktu.  Sonuna kadar mücadele ederek şehit olmayı, her türlü esarete tercih eden Türk milleti, Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasıyla yanan bağımsızlık ateşiyle ayaklandı.

  Dolayısıyla Atatürk’ün 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan başlayan yolculuğu Türk milleti için kurtuluş döneminin başlangıcı oldu. Milli mücadelenin resmen başlatıldığı ta

ÖNCEKİ YAZILARI
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?